Sarp
New member
Forumda geçenlerde “Terbiyesiz kime denir?” sorusunu görünce yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırladım. İlk bakışta çok sıradan görünen bu olay, aslında insanların terbiyeyi nasıl farklı şekillerde yorumladığını anlamamı sağlamıştı. O gün yaşananları düşündükçe, terbiyesizliğin sadece kaba söz söylemekten ibaret olmadığını, bazen insanların birbirini anlamaya çalışmamasından da kaynaklandığını fark ediyorum.
Eski Bir Mahallede Başlayan Hikâye
Üniversite yıllarında yaz tatillerini dedemin yaşadığı eski bir mahallede geçirirdim. Dar sokakları, birbirini tanıyan komşuları ve her köşe başında ayrı bir hikâyesi olan insanları vardı.
Mahallenin en dikkat çeken kişilerinden biri Cem'di. Sessiz, planlı ve sorunları çözmeye odaklanan biriydi. İnsanlar bir konuda anlaşmazlık yaşadığında genellikle onun fikrini sorardı. Aynı sokakta yaşayan Zeynep ise insanlarla kurduğu güçlü ilişkiler sayesinde herkes tarafından sevilen biriydi. Birinin derdi olduğunda ilk kapısını çalacağı kişilerden biriydi.
Bir gün mahalle kahvesinin önünde beklenmedik bir tartışma çıktı.
Yeni taşınan gençlerden biri, yaşlı bir komşunun sözünü keserek yüksek sesle konuşmaya başlamıştı. Kahvedeki birçok kişi hemen aynı yorumu yaptı:
"Ne kadar terbiyesiz bir çocuk."
Fakat olayın devamı düşündüklerinden daha farklıydı.
Bir Kelimenin Arkasındaki Büyük Yargı
Genç adamın adı Murat'tı. İnsanlar onun davranışını saygısızlık olarak yorumlamıştı. Ancak Zeynep dikkatle izliyordu.
Tartışma bittikten sonra Murat'ın yanına gidip konuştu.
Bir süre sonra öğrendik ki Murat başka bir şehirde büyümüştü. Bulunduğu çevrede insanlar konuşurken daha hızlı ve doğrudan iletişim kuruyordu. Birinin sözünü kesmek orada büyük bir kabalık olarak görülmüyordu.
Bu durum davranışını tamamen haklı çıkarıyor muydu?
Hayır.
Ama insanların hemen "terbiyesiz" damgası vurmasının ne kadar kolay olduğunu gösteriyordu.
Zeynep'in yaklaşımı ilginçti. Davranışın yanlış olduğunu söylüyor fakat kişiyi tek bir hareket üzerinden tanımlamanın da adil olmadığını düşünüyordu.
Cem ise farklı açıdan bakıyordu.
"İnsan bulunduğu ortamın kurallarını öğrenmek zorundadır," diyordu.
Aslında ikisi de önemli bir noktaya temas ediyordu.
Bir yanda empati vardı.
Diğer yanda toplumsal sorumluluk.
Terbiye Nedir, Ne Değildir?
Bu olaydan sonra konuyu araştırmaya başlamıştım.
Osmanlı döneminden kalan pek çok metinde "terbiye" kelimesi yalnızca görgü kurallarını ifade etmiyordu. Aynı zamanda kişinin karakterini geliştirmesi, nefsini kontrol etmesi ve toplum içinde dengeli davranabilmesi anlamına geliyordu.
Yani tarihsel açıdan bakıldığında terbiye;
* Sadece nasıl konuştuğumuzla ilgili değildi.
* İnsanlara nasıl davrandığımızla ilgiliydi.
* Güçlü olduğumuzda nasıl davrandığımızla ilgiliydi.
* Haksız olduğumuzda ne yaptığımızla ilgiliydi.
Bu nedenle terbiyesizlik de sadece bağırmak ya da kaba konuşmak anlamına gelmiyordu.
Bir insan çok nazik kelimeler kullanırken de terbiyesiz olabilir.
Mesela sürekli başkalarını küçümseyen, insanların emeklerini değersiz gören veya onları görmezden gelen biri dışarıdan son derece kibar görünse bile gerçekten terbiyeli sayılabilir mi?
Bu soru beni uzun süre düşündürmüştü.
Mahallenin En Kibar Terbiyesizi
O dönem mahallede Ahmet Bey adında bir esnaf vardı.
İnsanlarla konuşurken son derece nazikti.
Kimseye sesini yükseltmezdi.
Her cümlesinin sonunda "efendim" derdi.
Fakat çalışanlarına karşı tavrı tamamen farklıydı.
Bir hata yapıldığında herkesin içinde küçük düşürücü konuşmalar yapardı.
Müşterilerin yanında çalışanlarını utandırırdı.
Üstelik bunu bağırmadan, gayet sakin bir ses tonuyla yapardı.
Bir gün Zeynep'in söylediği cümleyi hâlâ hatırlıyorum:
"İnsanları incitmek için bağırmaya gerek yok."
Bu söz kahvedeki tartışmadan çok daha etkili olmuştu.
Çünkü terbiyesizlik bazen ses yüksekliğinde değil, niyette saklıdır.
Bir Selamın Değeri
Aradan birkaç ay geçti.
Murat mahalleye alışmaya başladı.
İlk zamanlarda hakkında yapılan yorumlar giderek azaldı.
Yaşlı komşulara yardım ediyor, market poşetlerini taşıyor, çocuklarla ilgileniyordu.
Bir gün kahvede oturan yaşlı amcalardan biri şöyle dedi:
"Başta yanlış tanımışız galiba."
İşte burada önemli bir ders vardı.
İnsanlar bazen bir davranışı kişiliğin tamamı gibi değerlendirebiliyor.
Oysa karakter, tek bir anın değil, uzun zaman boyunca sergilenen davranışların toplamıdır.
Toplum Neden Hızlı Hüküm Veriyor?
Sosyal psikoloji alanındaki araştırmalar insanların ilk izlenimlere büyük önem verdiğini gösteriyor. Buna "ilk izlenim etkisi" deniyor.
Bir kişinin tek bir davranışı bazen onun hakkında kalıcı yargılar oluşturmamıza neden olabiliyor.
Belki de bu yüzden "terbiyesiz" etiketi çok hızlı yapıştırılıyor.
Fakat aynı hızla geri sökülmüyor.
Bu durum özellikle günümüzde sosyal medya ortamlarında daha belirgin hale geldi.
Bir kişinin tek bir paylaşımı, tek bir cümlesi veya birkaç saniyelik görüntüsü üzerinden kesin hükümler verilebiliyor.
Oysa gerçek hayat çoğu zaman bundan çok daha karmaşık.
Asıl Terbiyesizlik Nedir?
Yıllar sonra dönüp baktığımda kahvedeki o tartışmadan farklı bir sonuç çıkarıyorum.
Bence terbiyesizlik yalnızca kuralları bilmemek değildir.
Yanlış yaptığını fark ettiğinde düzeltmeye çalışmamak da terbiyesizliktir.
Başkalarının duygularını önemsememek de terbiyesizliktir.
Kendini sürekli haklı görmek de terbiyesizliktir.
İnsanları dinlemeyi reddetmek de terbiyesizliktir.
Buna karşılık gerçek terbiye kusursuz olmak değildir.
Hata yaptığında özür dileyebilmek, farklı insanları anlamaya çalışmak ve kendi davranışlarını sorgulayabilmektir.
Son Bir Soru
Mahallede yaşanan o olaydan sonra aklımda hep şu soru kaldı:
Bir insanı gerçekten terbiyesiz yapan şey yaptığı hata mı, yoksa o hatadan hiçbir şey öğrenmemesi mi?
Siz ne düşünüyorsunuz?
Hayatınızda ilk başta terbiyesiz olduğunu düşündüğünüz ama sonradan fikrinizin değiştiği biri oldu mu? Ya da tam tersine, ilk izlenimde çok kibar görünen fakat zamanla bambaşka bir yüzünü gördüğünüz insanlar çıktı mı?
Belki de bu soruların cevapları, terbiyenin sözlerden çok davranışlarda saklı olduğunu anlamamıza yardımcı olur.
Eski Bir Mahallede Başlayan Hikâye
Üniversite yıllarında yaz tatillerini dedemin yaşadığı eski bir mahallede geçirirdim. Dar sokakları, birbirini tanıyan komşuları ve her köşe başında ayrı bir hikâyesi olan insanları vardı.
Mahallenin en dikkat çeken kişilerinden biri Cem'di. Sessiz, planlı ve sorunları çözmeye odaklanan biriydi. İnsanlar bir konuda anlaşmazlık yaşadığında genellikle onun fikrini sorardı. Aynı sokakta yaşayan Zeynep ise insanlarla kurduğu güçlü ilişkiler sayesinde herkes tarafından sevilen biriydi. Birinin derdi olduğunda ilk kapısını çalacağı kişilerden biriydi.
Bir gün mahalle kahvesinin önünde beklenmedik bir tartışma çıktı.
Yeni taşınan gençlerden biri, yaşlı bir komşunun sözünü keserek yüksek sesle konuşmaya başlamıştı. Kahvedeki birçok kişi hemen aynı yorumu yaptı:
"Ne kadar terbiyesiz bir çocuk."
Fakat olayın devamı düşündüklerinden daha farklıydı.
Bir Kelimenin Arkasındaki Büyük Yargı
Genç adamın adı Murat'tı. İnsanlar onun davranışını saygısızlık olarak yorumlamıştı. Ancak Zeynep dikkatle izliyordu.
Tartışma bittikten sonra Murat'ın yanına gidip konuştu.
Bir süre sonra öğrendik ki Murat başka bir şehirde büyümüştü. Bulunduğu çevrede insanlar konuşurken daha hızlı ve doğrudan iletişim kuruyordu. Birinin sözünü kesmek orada büyük bir kabalık olarak görülmüyordu.
Bu durum davranışını tamamen haklı çıkarıyor muydu?
Hayır.
Ama insanların hemen "terbiyesiz" damgası vurmasının ne kadar kolay olduğunu gösteriyordu.
Zeynep'in yaklaşımı ilginçti. Davranışın yanlış olduğunu söylüyor fakat kişiyi tek bir hareket üzerinden tanımlamanın da adil olmadığını düşünüyordu.
Cem ise farklı açıdan bakıyordu.
"İnsan bulunduğu ortamın kurallarını öğrenmek zorundadır," diyordu.
Aslında ikisi de önemli bir noktaya temas ediyordu.
Bir yanda empati vardı.
Diğer yanda toplumsal sorumluluk.
Terbiye Nedir, Ne Değildir?
Bu olaydan sonra konuyu araştırmaya başlamıştım.
Osmanlı döneminden kalan pek çok metinde "terbiye" kelimesi yalnızca görgü kurallarını ifade etmiyordu. Aynı zamanda kişinin karakterini geliştirmesi, nefsini kontrol etmesi ve toplum içinde dengeli davranabilmesi anlamına geliyordu.
Yani tarihsel açıdan bakıldığında terbiye;
* Sadece nasıl konuştuğumuzla ilgili değildi.
* İnsanlara nasıl davrandığımızla ilgiliydi.
* Güçlü olduğumuzda nasıl davrandığımızla ilgiliydi.
* Haksız olduğumuzda ne yaptığımızla ilgiliydi.
Bu nedenle terbiyesizlik de sadece bağırmak ya da kaba konuşmak anlamına gelmiyordu.
Bir insan çok nazik kelimeler kullanırken de terbiyesiz olabilir.
Mesela sürekli başkalarını küçümseyen, insanların emeklerini değersiz gören veya onları görmezden gelen biri dışarıdan son derece kibar görünse bile gerçekten terbiyeli sayılabilir mi?
Bu soru beni uzun süre düşündürmüştü.
Mahallenin En Kibar Terbiyesizi
O dönem mahallede Ahmet Bey adında bir esnaf vardı.
İnsanlarla konuşurken son derece nazikti.
Kimseye sesini yükseltmezdi.
Her cümlesinin sonunda "efendim" derdi.
Fakat çalışanlarına karşı tavrı tamamen farklıydı.
Bir hata yapıldığında herkesin içinde küçük düşürücü konuşmalar yapardı.
Müşterilerin yanında çalışanlarını utandırırdı.
Üstelik bunu bağırmadan, gayet sakin bir ses tonuyla yapardı.
Bir gün Zeynep'in söylediği cümleyi hâlâ hatırlıyorum:
"İnsanları incitmek için bağırmaya gerek yok."
Bu söz kahvedeki tartışmadan çok daha etkili olmuştu.
Çünkü terbiyesizlik bazen ses yüksekliğinde değil, niyette saklıdır.
Bir Selamın Değeri
Aradan birkaç ay geçti.
Murat mahalleye alışmaya başladı.
İlk zamanlarda hakkında yapılan yorumlar giderek azaldı.
Yaşlı komşulara yardım ediyor, market poşetlerini taşıyor, çocuklarla ilgileniyordu.
Bir gün kahvede oturan yaşlı amcalardan biri şöyle dedi:
"Başta yanlış tanımışız galiba."
İşte burada önemli bir ders vardı.
İnsanlar bazen bir davranışı kişiliğin tamamı gibi değerlendirebiliyor.
Oysa karakter, tek bir anın değil, uzun zaman boyunca sergilenen davranışların toplamıdır.
Toplum Neden Hızlı Hüküm Veriyor?
Sosyal psikoloji alanındaki araştırmalar insanların ilk izlenimlere büyük önem verdiğini gösteriyor. Buna "ilk izlenim etkisi" deniyor.
Bir kişinin tek bir davranışı bazen onun hakkında kalıcı yargılar oluşturmamıza neden olabiliyor.
Belki de bu yüzden "terbiyesiz" etiketi çok hızlı yapıştırılıyor.
Fakat aynı hızla geri sökülmüyor.
Bu durum özellikle günümüzde sosyal medya ortamlarında daha belirgin hale geldi.
Bir kişinin tek bir paylaşımı, tek bir cümlesi veya birkaç saniyelik görüntüsü üzerinden kesin hükümler verilebiliyor.
Oysa gerçek hayat çoğu zaman bundan çok daha karmaşık.
Asıl Terbiyesizlik Nedir?
Yıllar sonra dönüp baktığımda kahvedeki o tartışmadan farklı bir sonuç çıkarıyorum.
Bence terbiyesizlik yalnızca kuralları bilmemek değildir.
Yanlış yaptığını fark ettiğinde düzeltmeye çalışmamak da terbiyesizliktir.
Başkalarının duygularını önemsememek de terbiyesizliktir.
Kendini sürekli haklı görmek de terbiyesizliktir.
İnsanları dinlemeyi reddetmek de terbiyesizliktir.
Buna karşılık gerçek terbiye kusursuz olmak değildir.
Hata yaptığında özür dileyebilmek, farklı insanları anlamaya çalışmak ve kendi davranışlarını sorgulayabilmektir.
Son Bir Soru
Mahallede yaşanan o olaydan sonra aklımda hep şu soru kaldı:
Bir insanı gerçekten terbiyesiz yapan şey yaptığı hata mı, yoksa o hatadan hiçbir şey öğrenmemesi mi?
Siz ne düşünüyorsunuz?
Hayatınızda ilk başta terbiyesiz olduğunu düşündüğünüz ama sonradan fikrinizin değiştiği biri oldu mu? Ya da tam tersine, ilk izlenimde çok kibar görünen fakat zamanla bambaşka bir yüzünü gördüğünüz insanlar çıktı mı?
Belki de bu soruların cevapları, terbiyenin sözlerden çok davranışlarda saklı olduğunu anlamamıza yardımcı olur.