Yaren
New member
Philips'in tam otomatik makinelerinde öğütücü ayarının değiştirilebildiği modeller bulunuyor. Philips'in destek dokümanlarında bazı modeller için öğütme ayarının daha kalın hale getirilebildiği ve ayarın küçük adımlarla değiştirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Bu ayrıntı bize başka bir şey söylüyor:
İyi kahve sadece doğru çekirdeği satın almakla bitmiyor.
Çekirdeği makineyle tanıştırmanız gerekiyor.
Bir Akşamlık Kahve Deneyi
O akşam üç farklı kahve aldık.
Birincisi orta kavrum, klasik espresso harmanıydı.
İkincisi daha açık kavrum, meyvemsi aromaları öne çıkan bir çekirdekti.
Üçüncüsü ise daha koyu kavrulmuş, güçlü gövdeli bir espresso harmanıydı.
Mert hemen not almaya başladı.
Zeynep ise herkesin fincanına bakıyordu.
İlk kahveyi içtik.
“Fena değil.”
İkinci kahvede ben narenciye benzeri bir aroma hissettim. Zeynep çok sevdi. Mert ise “Sabah bunu içmek için biraz fazla asidik buldum,” dedi.
Üçüncü kahvede Mert'in yüzü güldü.
“İşte espresso bu.”
Zeynep ise süt ekledi.
“Latte olarak çok güzel.”
İşte o anda meselenin cevabını bulmuş olduk.
Aynı kahve, farklı kişide farklı sonuç yaratıyordu.
Birimizin aradığı aroma, diğerinin aradığı gövde değildi.
Kahve Seçerken “En İyi” Yerine “Bana Uygun” Demek
Kahve dünyasında yapılan en büyük hatalardan biri “en iyi kahve” aramak olabilir.
Aslında daha doğru soru şudur:
“Benim damak zevkime, makinemin çalışma biçimine ve içme alışkanlığıma en uygun kahve hangisi?”
Mesela:
Sade espresso seviyorsanız, yoğun gövdeli espresso harmanlarına bakabilirsiniz.
Americano içiyorsanız, dengeli ve aromatik orta kavrumlar iyi bir başlangıç olabilir.
Cappuccino veya latte içiyorsanız, süt içerisinde kaybolmayacak güçlü bir espresso profili tercih edebilirsiniz.
Daha meyvemsi, çiçeksi tatlardan hoşlanıyorsanız açık veya orta-açık kavrumları deneyebilirsiniz.
“Ben kahvenin acı olmasını istiyorum” diyorsanız da sadece daha koyu kavruma yönelmek yerine, çekirdeğin ve hazırlama ayarlarının tamamını değerlendirmek gerekir.
Çünkü acılık ile yoğunluk aynı şey değildir.
Kahvenin Tarihinden Mutfağımıza Uzanan Bir Ayrıntı
Kahve seçimini yalnızca bugünün tüketim alışkanlığı gibi düşünmek de ilginç bir yanılgı.
Kahve yüzyıllar boyunca yalnızca bir içecek olmadı. Osmanlı döneminde kahvehaneler sosyal hayatın önemli mekânlarından biri haline geldi. Kahve etrafında sohbet edildi, haberler paylaşıldı, insanlar birbirleriyle ilişki kurdu.
Bugün mutfağımızdaki otomatik makine, o eski kahvehanelerin çok uzağında gibi görünüyor.
Ama aslında temel alışkanlık değişmedi.
Bir fincan kahve hâlâ insanları bir araya getirebiliyor.
Fark şu: Eskiden kahve hazırlanırken değirmenin sesi, cezvenin hareketi ve bekleme süresi ritüelin parçasıyken, bugün tek bir düğmeye basarak espresso hazırlayabiliyoruz.
Philips'in tam otomatik makinelerinin çekirdekleri makine içinde öğütüp kahveyi hazırlaması, bu değişimin modern örneklerinden biri.
Teknoloji zamanı kısalttı.
Ama kahvenin insanlarla kurduğu ilişkiyi ortadan kaldırmadı.
Mert'in Stratejisi, Zeynep'in Sorusu
Kahve seçimi konusunda sonunda küçük bir sistem oluşturduk.
Mert'in yöntemi şöyleydi:
1. Makinenin modelini belirle.
2. Makinenin çekirdek mi öğütülmüş kahve mi istediğini kontrol et.
3. Kavurma derecesini seç.
4. Tazeliğe bak.
5. Bir paket al ve dene.
6. Öğütme ayarı ve kahve miktarıyla küçük değişiklikler yap.
Zeynep'in yöntemi ise şuydu:
1. Kahveyi kimin içeceğini düşün.
2. Sade mi sütlü mü içildiğine bak.
3. Evde farklı damak zevkleri varsa tek bir kahveyi herkese dayatma.
4. Birlikte deneyip insanların neyi sevdiğini sor.
Bence ikisini birleştirince çok daha iyi bir yöntem ortaya çıkıyor.
Teknik bilgi bize hangi kahvenin makineyle uyumlu olduğunu söylüyor.
İnsan faktörü ise hangi kahvenin gerçekten keyif vereceğini söylüyor.
Paket Alırken Ben Artık Nelere Bakıyorum?
Philips tam otomatik espresso makinesi kullanıyorsam öncelikle çekirdek kahve alıyorum.
Paket üzerinde mümkünse kavurma tarihini arıyorum.
Başlangıç için orta kavrumla başlıyorum.
Damak zevkime göre Arabica ağırlıklı veya espresso harmanı tercih ediyorum.
Kahve çekirdeklerini uzun süre açıkta bırakmıyorum.
Ve en önemlisi, bir anda beş farklı değişkeni değiştirmiyorum.
Örneğin kahve çok zayıf geldiyse aynı anda hem çekirdeği hem öğütme ayarını hem su miktarını değiştirmek yerine önce tek değişkeni deniyorum.
Bu biraz Mert'in stratejisiydi.
Ama hangi sonucu sevdiğimizi konuşmak da Zeynep'in yaklaşımından geliyordu.
Peki Siz Olsanız Hangi Kahveyi Alırdınız?
Şimdi asıl merak ettiğim noktaya geldim.
Philips tam otomatik espresso makineniz olduğunu düşünün.
Önünüzde üç paket var:
A) Orta kavrum, %100 Arabica, meyvemsi ve aromatik.
B) Orta-koyu kavrum, espresso harmanı, yoğun ve gövdeli.
C) Koyu kavrum, güçlü ve belirgin kavrulmuş tatlara sahip.
Hangisini seçerdiniz?
Benim cevabım artık eskisi kadar net değil.
Çünkü kahve seçerken yalnızca çekirdeğe değil, o fincanın hayatımızdaki yerine de bakıyorum.
Sabah işe gitmeden önce içilen kahve başka.
Hafta sonu uzun kahvaltıda içilen kahve başka.
Arkadaşlarla yapılan sohbetin ortasındaki kahve başka.
Ve belki de iyi bir kahvenin ölçüsü tam olarak budur.
Makine mükemmel bir fincan hazırlayabilir. Çekirdek kaliteli olabilir. Öğütme ayarı doğru olabilir.
Ama o fincanı paylaşacak biri varsa, kahvenin anlamı değişir.
Philips'in kahve makineleri teknolojiyi mutfağımıza getiriyor; fakat hangi çekirdeği seçtiğimiz hâlâ bize kalıyor.
Benim için bu hikâyenin sonunda cevap şu oldu:
Philips kahve makinesi için “tek bir doğru kahve” yok.
Tam otomatik espresso modeliniz varsa, iyi kalitede ve mümkün olduğunca taze çekilmiş kahve çekirdeğiyle başlamak; ardından kavurma derecesini, çekirdek türünü ve öğütme ayarını damak zevkinize göre değiştirmek en mantıklı yol.
Ve belki market rafında bir dahaki sefere yalnızca “hangi kahve daha pahalı?” diye değil,
“Bu kahve benim fincanımda nasıl bir hikâye anlatacak?”
diye sormak gerekiyor.
Bu ayrıntı bize başka bir şey söylüyor:
İyi kahve sadece doğru çekirdeği satın almakla bitmiyor.
Çekirdeği makineyle tanıştırmanız gerekiyor.
Bir Akşamlık Kahve Deneyi
O akşam üç farklı kahve aldık.
Birincisi orta kavrum, klasik espresso harmanıydı.
İkincisi daha açık kavrum, meyvemsi aromaları öne çıkan bir çekirdekti.
Üçüncüsü ise daha koyu kavrulmuş, güçlü gövdeli bir espresso harmanıydı.
Mert hemen not almaya başladı.
Zeynep ise herkesin fincanına bakıyordu.
İlk kahveyi içtik.
“Fena değil.”
İkinci kahvede ben narenciye benzeri bir aroma hissettim. Zeynep çok sevdi. Mert ise “Sabah bunu içmek için biraz fazla asidik buldum,” dedi.
Üçüncü kahvede Mert'in yüzü güldü.
“İşte espresso bu.”
Zeynep ise süt ekledi.
“Latte olarak çok güzel.”
İşte o anda meselenin cevabını bulmuş olduk.
Aynı kahve, farklı kişide farklı sonuç yaratıyordu.
Birimizin aradığı aroma, diğerinin aradığı gövde değildi.
Kahve Seçerken “En İyi” Yerine “Bana Uygun” Demek
Kahve dünyasında yapılan en büyük hatalardan biri “en iyi kahve” aramak olabilir.
Aslında daha doğru soru şudur:
“Benim damak zevkime, makinemin çalışma biçimine ve içme alışkanlığıma en uygun kahve hangisi?”
Mesela:
Sade espresso seviyorsanız, yoğun gövdeli espresso harmanlarına bakabilirsiniz.
Americano içiyorsanız, dengeli ve aromatik orta kavrumlar iyi bir başlangıç olabilir.
Cappuccino veya latte içiyorsanız, süt içerisinde kaybolmayacak güçlü bir espresso profili tercih edebilirsiniz.
Daha meyvemsi, çiçeksi tatlardan hoşlanıyorsanız açık veya orta-açık kavrumları deneyebilirsiniz.
“Ben kahvenin acı olmasını istiyorum” diyorsanız da sadece daha koyu kavruma yönelmek yerine, çekirdeğin ve hazırlama ayarlarının tamamını değerlendirmek gerekir.
Çünkü acılık ile yoğunluk aynı şey değildir.
Kahvenin Tarihinden Mutfağımıza Uzanan Bir Ayrıntı
Kahve seçimini yalnızca bugünün tüketim alışkanlığı gibi düşünmek de ilginç bir yanılgı.
Kahve yüzyıllar boyunca yalnızca bir içecek olmadı. Osmanlı döneminde kahvehaneler sosyal hayatın önemli mekânlarından biri haline geldi. Kahve etrafında sohbet edildi, haberler paylaşıldı, insanlar birbirleriyle ilişki kurdu.
Bugün mutfağımızdaki otomatik makine, o eski kahvehanelerin çok uzağında gibi görünüyor.
Ama aslında temel alışkanlık değişmedi.
Bir fincan kahve hâlâ insanları bir araya getirebiliyor.
Fark şu: Eskiden kahve hazırlanırken değirmenin sesi, cezvenin hareketi ve bekleme süresi ritüelin parçasıyken, bugün tek bir düğmeye basarak espresso hazırlayabiliyoruz.
Philips'in tam otomatik makinelerinin çekirdekleri makine içinde öğütüp kahveyi hazırlaması, bu değişimin modern örneklerinden biri.
Teknoloji zamanı kısalttı.
Ama kahvenin insanlarla kurduğu ilişkiyi ortadan kaldırmadı.
Mert'in Stratejisi, Zeynep'in Sorusu
Kahve seçimi konusunda sonunda küçük bir sistem oluşturduk.
Mert'in yöntemi şöyleydi:
1. Makinenin modelini belirle.
2. Makinenin çekirdek mi öğütülmüş kahve mi istediğini kontrol et.
3. Kavurma derecesini seç.
4. Tazeliğe bak.
5. Bir paket al ve dene.
6. Öğütme ayarı ve kahve miktarıyla küçük değişiklikler yap.
Zeynep'in yöntemi ise şuydu:
1. Kahveyi kimin içeceğini düşün.
2. Sade mi sütlü mü içildiğine bak.
3. Evde farklı damak zevkleri varsa tek bir kahveyi herkese dayatma.
4. Birlikte deneyip insanların neyi sevdiğini sor.
Bence ikisini birleştirince çok daha iyi bir yöntem ortaya çıkıyor.
Teknik bilgi bize hangi kahvenin makineyle uyumlu olduğunu söylüyor.
İnsan faktörü ise hangi kahvenin gerçekten keyif vereceğini söylüyor.
Paket Alırken Ben Artık Nelere Bakıyorum?
Philips tam otomatik espresso makinesi kullanıyorsam öncelikle çekirdek kahve alıyorum.
Paket üzerinde mümkünse kavurma tarihini arıyorum.
Başlangıç için orta kavrumla başlıyorum.
Damak zevkime göre Arabica ağırlıklı veya espresso harmanı tercih ediyorum.
Kahve çekirdeklerini uzun süre açıkta bırakmıyorum.
Ve en önemlisi, bir anda beş farklı değişkeni değiştirmiyorum.
Örneğin kahve çok zayıf geldiyse aynı anda hem çekirdeği hem öğütme ayarını hem su miktarını değiştirmek yerine önce tek değişkeni deniyorum.
Bu biraz Mert'in stratejisiydi.
Ama hangi sonucu sevdiğimizi konuşmak da Zeynep'in yaklaşımından geliyordu.
Peki Siz Olsanız Hangi Kahveyi Alırdınız?
Şimdi asıl merak ettiğim noktaya geldim.
Philips tam otomatik espresso makineniz olduğunu düşünün.
Önünüzde üç paket var:
A) Orta kavrum, %100 Arabica, meyvemsi ve aromatik.
B) Orta-koyu kavrum, espresso harmanı, yoğun ve gövdeli.
C) Koyu kavrum, güçlü ve belirgin kavrulmuş tatlara sahip.
Hangisini seçerdiniz?
Benim cevabım artık eskisi kadar net değil.
Çünkü kahve seçerken yalnızca çekirdeğe değil, o fincanın hayatımızdaki yerine de bakıyorum.
Sabah işe gitmeden önce içilen kahve başka.
Hafta sonu uzun kahvaltıda içilen kahve başka.
Arkadaşlarla yapılan sohbetin ortasındaki kahve başka.
Ve belki de iyi bir kahvenin ölçüsü tam olarak budur.
Makine mükemmel bir fincan hazırlayabilir. Çekirdek kaliteli olabilir. Öğütme ayarı doğru olabilir.
Ama o fincanı paylaşacak biri varsa, kahvenin anlamı değişir.
Philips'in kahve makineleri teknolojiyi mutfağımıza getiriyor; fakat hangi çekirdeği seçtiğimiz hâlâ bize kalıyor.
Benim için bu hikâyenin sonunda cevap şu oldu:
Philips kahve makinesi için “tek bir doğru kahve” yok.
Tam otomatik espresso modeliniz varsa, iyi kalitede ve mümkün olduğunca taze çekilmiş kahve çekirdeğiyle başlamak; ardından kavurma derecesini, çekirdek türünü ve öğütme ayarını damak zevkinize göre değiştirmek en mantıklı yol.
Ve belki market rafında bir dahaki sefere yalnızca “hangi kahve daha pahalı?” diye değil,
“Bu kahve benim fincanımda nasıl bir hikâye anlatacak?”
diye sormak gerekiyor.