Dünyadaki en eski Kuran nerede bulundu ?

Baris

New member
Dünyadaki En Eski Kur’an Nerede Bulundu? Birmingham mı, Sana’a mı?

Bu konuya ilgi duyan biri olarak benim en çok dikkatimi çeken nokta şu: “Dünyadaki en eski Kur’an” denildiğinde aslında tek bir kitabı işaret etmek her zaman doğru değil. Çünkü elimizde çoğu zaman eksiksiz bir Kur’an kitabı değil, farklı yerlerde korunmuş birkaç yaprak, parşömen parçası veya başka bir metnin üzerine yeniden yazılmış eski bir nüsha bulunuyor. Üstelik “en eski” kavramı da tam olarak neyi ölçtüğümüze göre değişiyor: Parşömenin yaşı mı, mürekkebin yaşı mı, yazının üslubu mu, metnin içeriği mi?

Bu yüzden konuya yalnızca “Birmingham’da bulundu” ya da “Sana’a’da bulundu” diye yaklaşmak biraz eksik kalıyor. Gelin meseleyi hem bilimsel veriler hem de bu el yazmalarının insanlar üzerindeki kültürel ve toplumsal etkileri açısından karşılaştıralım. Sizce bir Kur’an nüshasını tarihsel açıdan değerli yapan şey yalnızca yaşı mı, yoksa metnin bütünlüğü ve hangi dönemde kullanılmış olduğunun anlaşılması mı?

En Çok Bilinen Aday: Birmingham Kur’an’ı

Bugün kamuoyunda “dünyanın en eski Kur’an’ı” şeklinde en çok anılan eserlerden biri Birmingham Kur’an yazmasıdır. Eser İngiltere’deki Birmingham Üniversitesi’nin Cadbury Research Library bünyesinde, Mingana Collection içinde korunuyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Bu, baştan sona eksiksiz bir Kur’an değil. İki parşömen yaprağından oluşan dört sayfalık bir bölüm ve Kur’an’ın 18, 19 ve 20. surelerinden bazı ayetleri içeriyor. University of Birmingham+1

Parşömen üzerinde yapılan radyokarbon testi, malzemenin 568–645 CE arasına tarihlenme ihtimalini %95,4 güven düzeyinde ortaya koydu. Test Oxford Üniversitesi Radiocarbon Accelerator Unit tarafından gerçekleştirildi. University of Birmingham

İşte tartışmanın en önemli noktalarından biri burada başlıyor.

Radyokarbon testi doğrudan “bu mürekkep 568 yılında kullanıldı” demiyor. Ölçülen şey, yazının üzerinde bulunduğu hayvan derisinin yaşıdır. Birmingham Üniversitesi de açıkça mürekkebin tarihlendirilmediğini belirtiyor. Dolayısıyla 568–645 aralığını doğrudan yazının kesin üretim tarihi olarak okumak bilimsel açıdan fazla iddialı olur. University of Birmingham

Bu ayrım küçük gibi görünüyor ama aslında çok önemli.

Parşömen hayvanın ölümünden sonra hazırlanmış, bir süre bekletilmiş ve daha sonra yazıya geçirilmiş olabilir. Öte yandan yazının biçimi, yani paleografik inceleme, eserin 7. yüzyıla ait erken Hicazî yazı geleneğiyle uyumlu olduğunu gösteriyor. Birmingham Üniversitesi bu nedenle eseri kataloglama açısından 7. yüzyıl ortalarına yerleştiriyor. University of Birmingham

Peki Gerçekten “En Eski” mi?

Burada Birmingham Üniversitesi'nin kendi açıklaması özellikle önemli: Üniversite, bu yazmanın dünyanın kesin olarak en eski Kur’an nüshası olduğunu söylemenin mümkün olmadığını açıkça ifade ediyor. Bunun yerine onu, günümüze ulaşmış en erken Kur’an metinleri arasında değerlendiriyor. University of Birmingham

Bence tartışmanın sağlıklı yapılabilmesi için bu ifade esas alınmalı.

Çünkü “en eski” ile “en eski yazılı Kur’an kanıtlarından biri” aynı şey değil.

Birmingham yazmasının 568–645 aralığında tarihlenen parşömeni, Hz. Muhammed’in geleneksel yaşam tarihleriyle büyük ölçüde örtüşen son derece erken bir döneme işaret ediyor. Ancak bunun Kur’an’ın bütününün o tarihte tamamlanmış bir kitap olarak mevcut olduğunu tek başına kanıtladığını söylemek mümkün değil. Üniversitenin açıklamasına göre Kur’an vahiylerinin geleneksel olarak 610–632 arasında geldiği kabul edilirken, Osman döneminde yaklaşık 650 civarında bir standartlaştırma sürecinden söz edilir. University of Birmingham

Dolayısıyla burada üç farklı şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor:

Metnin oluşum dönemi, parşömenin üretim tarihi ve el yazmasının oluşturulduğu tarih.

Bu üçü aynı tarih olmak zorunda değil.

Sana’a Yazması Neden Bu Kadar Önemli?

Birmingham kadar önemli bir başka örnek ise Yemen’in Sana’a kentinde bulunan Kur’an el yazmalarıdır.

1972 yılında Sana’a Ulu Camii’nin restorasyonu sırasında çok sayıda eski el yazması parçası bulundu. Bunlar arasında özellikle Sana’a palimpsesti araştırmacıların dikkatini çekti. Palimpsest, daha önce yazılmış bir metnin silinip veya kazınıp aynı parşömene yeni bir metin yazılmasıyla oluşan el yazması türüdür. Divinity Atlas

Sana’a palimpsestini Birmingham’dan ayıran temel özellik tam da budur.

Burada yalnızca görünen üst metin değil, teknolojik görüntüleme yöntemleriyle ortaya çıkarılan alt metin de araştırılabiliyor. Alt metnin bazı bölümleri daha sonra yazılmış üst metinden farklı okumalar ve düzenlemeler içeriyor. Bu nedenle Sana’a yazması, Kur’an metninin erken dönemlerde nasıl yazıldığı, aktarıldığı ve standardize edildiği konusunda araştırmacılara benzersiz bir pencere açıyor. Divinity Atlas

Sana’a örneğinin parşömeni de son derece erken bir döneme tarihleniyor. Ancak burada da radyokarbon tarihinin parşömenle ilgili olduğunu ve yazının kendisi için mutlak bir tarih vermediğini unutmamak gerekiyor.

Bu açıdan Birmingham ile Sana’a arasında ilginç bir fark ortaya çıkıyor:

Özellik Birmingham Sana’a Palimpsesti

Bulunduğu yer Birmingham, İngiltere Sana’a, Yemen

Malzeme Parşömen Parşömen

Yazı Erken Hicazî yazı Erken Arap yazı gelenekleri

Tarihleme 568–645, %95,4 Bazı parşömen örnekleri 7. yüzyıla kadar gidiyor

Metin durumu İki yaprak, kısmi metin Üst ve alt metin katmanları

Palimpsest mi? Hayır Evet

Araştırma değeri Erken Kur’an yazısının fiziksel kanıtı Erken metin farklılıklarının incelenmesi

Bu tablo bana göre “hangisi daha eski?” sorusunun neden tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

Erkeklerin ve Kadınların Bakış Açısı: Gerçekten Böyle Bir Ayrım Var mı?

Forumlarda bu konu tartışılırken zaman zaman “erkekler olaya bilimsel bakar, kadınlar ise daha duygusal yaklaşır” gibi basit genellemelere rastlamak mümkün. Fakat gerçek hayattaki insanların yaklaşımı bu kadar kolay iki kategoriye ayrılmıyor.

Bir erkek araştırmacı, örneğin Birmingham yazmasının yalnızca parşömeninin tarihlendirildiğini özellikle önemseyebilir. Başka bir erkek okuyucu ise yazmanın Müslümanlar açısından manevi anlamına odaklanabilir. Aynı şekilde bir kadın akademisyen son derece teknik paleografik ve istatistiksel çalışmalar yapabilirken, başka bir kadın ziyaretçi eseri öncelikle kültürel miras ve dini hafıza açısından değerlendirebilir.

Dolayısıyla burada “erkek bakışı” ve “kadın bakışı” yerine farklı değerlendirme öncelikleri üzerinden konuşmak daha anlamlı.

Örneğin veri odaklı yaklaşım şu sorulara yoğunlaşabilir:

- Radyokarbon testinin güven aralığı nedir?

- Parşömen mi tarihlendirildi, mürekkep mi?

- Yazı karakterleri hangi yüzyıla işaret ediyor?

- Metin daha sonraki Kur’an nüshalarıyla ne kadar örtüşüyor?

- Aynı nüshanın başka yaprakları nerede?

- Sana’a alt metni ile daha sonraki standart metin arasında hangi farklılıklar bulunuyor?

Buna karşılık toplumsal ve duygusal boyuta odaklanan bir yaklaşım şu soruları sorabilir:

- 1.400 yıl öncesinden kalan bir Kur’an yaprağını görmek bir Müslüman için ne ifade eder?

- Dini bir metnin Avrupa'daki bir üniversite kütüphanesinde korunması nasıl bir kültürel anlam taşıyor?

- Böyle bir eserin Yemen gibi savaş ve siyasi istikrarsızlık yaşamış bir coğrafyadan çıkması kültürel miras açısından ne anlatıyor?

- Bir metnin müzede sergilenmesi, onu ibadet nesnesinden tarihsel belgeye dönüştürüyor mu?

- Farklı inançlardan insanların aynı esere farklı anlamlar yüklemesi mümkün mü?

Bence bu iki yaklaşım birbirinin rakibi değil. Tam tersine birbirini tamamlıyor.

Bir el yazmasının kaç yıllık olduğunu bilmek bize tarihsel bilgi verir. İnsanların o el yazmasına neden önem verdiğini anlamak ise bize kültürel bilgi verir.

Bilimsel Verinin Bize Söylediği ve Söylemediği